Çocuklarda egzama (atopik dermatit), kalıtsal yatkınlık ve cildin en dış koruyucu tabakasındaki yapısal bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan, tekrarlayıcı kaşıntı krizleriyle karakterize kronik bir deri hastalığıdır. Bu tablonun temel nedenleri arasında genetik mirasın yanı sıra modern yaşamın getirdiği alerjenler ve cildin nem tutma kapasitesini kaybetmesi yer alır. Çocuklarda egzama tedavisi ise hassas cildin her gün bolca nemlendirilmesi, tahriş edici dış etkenlerden korunması ve alevlenme dönemlerinde bağışıklık sistemini sakinleştiren tıbbi kremlerin kullanılması esasına dayanır. Uzman bir çocuk alerji doktoru eşliğinde yönetilen bu süreç bariyerin onarılmasını ve inflamasyonun kontrol altına alınmasını sağlar.
Egzama (atopik dermatit) nedir ve ciltte nasıl gelişir?
Cildimizi, bedenimizi dış dünyadan koruyan sağlam bir tuğla duvar olarak düşünebiliriz. Sağlıklı bir ciltte hücreler tuğlaları, hücreler arasındaki doğal yağlar ve özel proteinler ise bu tuğlaları birbirine sıkıca bağlayan harcı oluşturur. Bu sağlam duvarın temel iki görevi vardır: Vücudun içindeki değerli suyu dışarı sızdırmadan içeride tutmak ve dış dünyadaki zararlı maddelerin, mikropların veya alerjenlerin vücudun içine girmesini engellemek. Atopik dermatit tablosunda ise bu duvarın yapısında doğuştan gelen bazı önemli kusurlar bulunur.
Özellikle cildin nem tutma kapasitesini belirleyen “filaggrin” isimli çok kritik bir proteinde eksiklikler veya üretim hataları söz konusudur. Harcı eksik olan bu duvar zamanla kurumaya, çatlamaya ve dökülmeye başlar. Vücudun suyu bu mikroskobik çatlaklardan hızla buharlaşarak deriyi aşırı derecede kurutur. Eş zamanlı olarak dışarıda havada uçuşan ev tozu akarları, polenler, evcil hayvan tüyleri veya temas edilen besin proteinleri bu çatlaklardan kolayca cilt altına sızar. Cilt altına sızan bu yabancı maddeler, çocuğun alerjiye zaten yatkın olan savunma sistemini tetikleyerek büyük bir alarm durumu başlatır.
Bağışıklık sistemi, bu zararsız maddeleri çok tehlikeli düşmanlar olarak algılar ve bölgeye yoğun bir savunma hücresi akını başlatır. Bu reaksiyon sonucunda ciltte kızarıklık, şişlik, sulantı ve çocuğu uykusundan uyandıracak kadar şiddetli, krizler halinde gelen bir kaşıntı ortaya çıkar. Çocuk kaşındıkça tırnaklarıyla cildin üst tabakasını daha da zedeler, duvarı daha çok yıkar. Duvar yıkıldıkça daha çok alerjen içeri girer, girdikçe daha çok kaşıntı olur. Bu duruma “kaşıntı-kaşıma döngüsü” adı verilir ve tedavi edilmediği sürece bu kısır döngü kendi kendini besleyerek hastalığı sürekli alevlendirir.
Çocuklarda egzama oluşumunda genetik ve çevresel faktörlerin rolü nedir?
Bu hastalığın ortaya çıkmasında tek bir suçlu aramak doğru bir yaklaşım değildir; durum tamamen genetik miras ile yaşanılan çevrenin bir etkileşimidir. Aile ağacı bu konuda en büyük ipucunu verir. Eğer anne veya babadan herhangi birinde astım, saman nezlesi, gıda alerjisi veya egzama gibi alerjik bir hastalık geçmişi varsa, çocuğun bu rahatsızlığı geliştirme riski çok belirgin bir şekilde artar. Her iki ebeveynde de alerjik bir altyapı bulunması durumunda ise çocuğun riski katlanarak büyür. Cilt bariyerinin zayıf olması genetik bir koddur ve çocuk bu kodu ailesinden devralır.
Ancak genetik yatkınlık, silahın doldurulması gibidir; tetiği çeken şey her zaman çevresel faktörlerdir. Son yıllarda tüm dünyada ve özellikle şehirleşmiş bölgelerde egzama görülme sıklığının muazzam hızlarda artması, değişen yaşam koşullarımızın önemini kanıtlamaktadır. “Hijyen hipotezi” adı verilen bir kavrama göre, modern çağda çocukların aşırı temiz, dezenfekte edilmiş ortamlarda büyümesi, bağışıklık sistemlerinin doğadaki zararsız mikroplarla yeterince tanışamamasına neden olmaktadır. İşsiz kalan bağışıklık sistemi de kendi kendine ev tozuna, polene veya gıdalara saldırmaya başlar.
Hastalığın gelişimini tetikleyen temel çevresel faktörler şunlardır:
- Şehirleşme
- Hava kirliliği
- Kapalı alanlar
- İşlenmiş gıdalar
- Ev tozu
- Aşırı hijyen
Kapalı ve dar alanlarda, halıfleks kaplı odalarda daha fazla vakit geçirilmesi, doğal havalandırmanın azalması ve endüstriyel kimyasallarla daha sık temas edilmesi, genetik olarak hassas olan cildi sürekli bir stres altında tutarak hastalığın kronikleşmesine zemin hazırlar.
Atopik dermatit belirtileri bebeklikten ergenliğe nasıl değişir?
Hastalık, çocuğun büyüme evrelerine ve yaşa bağlı olarak vücudun çok farklı bölgelerini etkileme eğilimi gösterir. Lezyonların vücuttaki yerleşim yerlerinin zaman içindeki bu göçü, hastalığın doğru tanınması açısından klinisyenlere yol gösteren en önemli haritadır.
Bebeklik ve süt çocukluğu dönemi olarak adlandırılan ilk iki yılda, belirtiler genellikle yaşamın ilk aylarından itibaren yüzünü gösterir. Bebek henüz emeklemediği ve hareketleri kısıtlı olduğu için döküntüler en çok dış dünyaya temas eden bölgelerde yoğunlaşır. Döküntüler son derece kırmızı, hafif kabarık, bazen üzeri ince sulantılı ve kabuklanan bir yapıdadır. Bu dönemde bebek bezinin kapattığı, idrar ve dışkının yarattığı sera etkisiyle sürekli nemli kalan bölge ilginç bir şekilde egzamadan korunur. Eğer bez bölgesinde şiddetli bir pişik veya döküntü varsa, bu genellikle farklı bir soruna işaret eder.
Bebeklik döneminde döküntülerin en yoğun görüldüğü alanlar şunlardır:
- Yanaklar
- Alın
- Saçlı deri
- Kulak arkaları
- Kol dışları
- Bacak dışları
Çocukluk dönemine, yani iki yaşından on iki yaşına kadar olan evreye geçildiğinde, çocuk artık ayaklanmış, koşmaya ve terlemeye başlamıştır. Bu hareketlilikle birlikte döküntülerin yeri de değişir. Kızarıklık ve kaşıntı daha çok cildin katlanma bölgelerine, yani terin biriktiği ve sürtünmenin fazla olduğu eklem içlerine yerleşir. Dizlerin arkası, dirseklerin iç kısımları, boyun çevresi ile el ve ayak bilekleri ana hedefler haline gelir. Sürekli kaşınmaya karşı cilt kendini korumak için kalınlaşır, sertleşir ve çizgileri belirginleşerek fil derisini andıran kaba bir görünüm alır.
Ergenlik dönemine girildiğinde ise birçok çocukta hastalığın şiddeti azalsa da şanssız bir grupta inatçı bir şekilde devam edebilir. Bu dönemde stresin, sınav kaygılarının ve hormonal değişimlerin etkisiyle ataklar tetiklenebilir. Özellikle el egzamaları, dudak çevresindeki çatlamalar ve göz kapağı egzamaları ergenlerde çok sık görülür. Fiziksel görünümün çok önemsendiği bu çağda, yüzde veya ellerde beliren döküntüler gençlerin ciddi psikolojik zorluklar yaşamasına, özgüven kaybına ve sosyal hayattan izole olmalarına yol açabilir.
Egzama teşhisi nasıl konur ve diğer cilt hastalıklarından ayrımı nasıl yapılır?
Tıp dünyasındaki birçok hastalığın aksine, bu rahatsızlığın kesin teşhisini koyduracak sihirli bir kan tahlili, ultrason veya röntgen filmi yoktur. Teşhis, tamamen ailenin anlattığı detaylı hastalık öyküsüne ve çok dikkatli bir fiziksel cilt muayenesine dayanarak konulan klinik bir karardır. Kaşıntı, bu hastalığın şüphe götürmez başrol oyuncusudur; kaşıntının olmadığı bir senaryoda bu teşhisten söz etmek neredeyse imkansızdır. Döküntülerin çocuğun yaşına uygun klasik bölgelerde yerleşmiş olması, hastalığın alevlenmeler ve sakinleşmelerle uzun aylar boyunca devam etmesi ve ailede alerjik hastalık geçmişinin bulunması tanı yapbozunun ana parçalarıdır.
Bu yapbozu tamamlarken en kritik görev, benzer görüntüye sahip diğer cilt sorunlarını elemektir. Çünkü yanlış bir teşhis, tamamen yanlış ilaçların aylarca kullanılmasına neden olabilir. Örneğin yenidoğan bebeklerde çok sık görülen, kaşıntısız olan ve üzeri sarımsı yağlı kabuklarla kaplı döküntüler egzamadan çok farklı bir durumdur. Ya da sadece geceleri artan, ailedeki diğer bireyleri de kaşındıran ve parmak aralarında yoğunlaşan farklı enfeksiyon türleri kesinlikle ayırt edilmelidir.
Egzama ile en çok karıştırılan ve ayrımı yapılması gereken durumlar şunlardır:
- Seboreik dermatit
- Uyuz
- Sedef
- Mantar
- Kontakt dermatit
Bu ayrımın hassas bir şekilde yapılması, tedavi planının ilk ve en hayati adımıdır. Doğru teşhis konulmadan başlanan her tedavi, zaman kaybından başka bir işe yaramayacaktır.
Atopik yürüyüş nedir ve egzama ileride başka alerjilere dönüşür mü?
Egzama, birçok vakada sadece cilde hapsolmuş bir sorun olarak kalmaz; vücudun tüm bağışıklık sistemini ilgilendiren uzun bir yolculuğun ilk durağıdır. Tıp literatüründe “atopik yürüyüş” veya “alerjik yürüyüş” olarak tanımlanan bu kavram, genetik olarak alerjiye meyilli bir çocukta hastalıkların yaşla birlikte adeta bir bayrak yarışı gibi birbirini takip etmesi durumudur.
Hayata egzama ile başlayan bir bebeğin zayıf cilt bariyeri, dış dünyaya tamamen açık bir kapı gibidir. Örneğin evde pişen bir yumurtanın veya inek sütünün havaya karışan mikroskobik proteinleri, bu açık kapıdan cilt altına sızar. Bebeğin midesi ve bağırsağı bu gıdalarla hiç tanışmamış olsa bile, bağışıklık sistemi cilt üzerinden bu gıdaları düşman olarak kodlar. Bu nedenle şiddetli egzaması olan bebeklerin büyük bir çoğunluğunda erken dönemde gıda alerjileri baş gösterir.
Çocuk büyüdükçe, yürümeye ve dışarı çıkmaya başladıkça bu alerjik hassasiyet şekil değiştirerek solunum yollarına kaymaya başlar. Okul öncesi dönemde tekrarlayan hırıltı, bitmek bilmeyen öksürük krizleri ve nefes darlığı ile kendini gösteren alerjik astım, bu yürüyüşün bir sonraki aşamasıdır. Ergenliğe doğru ise bahar aylarında hapşırma, gözlerde sulanma ve burun tıkanıklığı ile seyreden alerjik rinit, yani saman nezlesi tabloya eklenir. Egzamanın erken ve çok güçlü bir şekilde tedavi edilmesi, sadece cildi rahatlatmakla kalmaz, aynı zamanda bu açık kapıyı kapatarak alerjik yürüyüşün sonraki basamaklarını durdurma veya geciktirme şansı sunar.
Egzama tanısında hangi alerji testleri kullanılır?
Hastalığın tedavisindeki en büyük yardımcılardan biri, alevlenmelere neden olan gizli tetikleyicileri, yani alerjenleri bulup ortaya çıkarmaktır. Her çocuğa rutin olarak test yapılmasa da tedaviye dirençli vakalarda alerji testleri yol gösterici bir fener görevi görür. Bu testler, doğru zamanda ve doğru teknikle uygulandığında son derece kıymetli bilgiler sunar.
Dünya genelinde altın standart olarak kabul edilen yöntem cilt üzerine uygulanan prick testidir. Bu testte, sıvı hale getirilmiş alerjen özütleri çocuğun sırtına veya koluna minik damlalar halinde dizilir. Ardından sivri olmayan, plastikten yapılmış ince bir aparatla cilt yüzeyinde çok hafif, acısız bir çizik oluşturularak damlanın derinin en üst tabakasına sızması sağlanır. Yaklaşık yirmi dakika beklenir. Eğer çocuğun o maddeye karşı alerjisi varsa, vücudun salgıladığı histamin maddesi sayesinde tam o damlanın altında sivrisinek ısırığını andıran, etrafı kızarık bir kabarıklık oluşur. Bu kabarıklığın çapı cetvelle ölçülerek alerjinin derecesi saptanır. Çocuğun tüm vücudunun yara bere içinde olduğu, testin ciltte yapılamadığı durumlarda ise laboratuvar ortamında kan alınarak kanda dolaşan alerjiye özgü antikorlar ölçülür.
Çocuklarda en sık araştırılan ve teste tabi tutulan alerjenler şunlardır:
- İnek sütü
- Yumurta
- Yer fıstığı
- Ağaç kuruyemişleri
- Buğday
- Ev tozu
- Polenler
- Kedi tüyü
Bazen de sorunun kaynağı gıdalar veya solunan şeyler değil cilde doğrudan temas eden maddelerdir. Gecikmeli reaksiyon gösteren bu temas alerjilerini bulmak için kimyasalların özel bantlara sürülüp sırtta kırk sekiz saat bekletildiği yama testleri kullanılır.
Egzamalı ciltler için günlük banyo ve nemlendirme rutini nasıl olmalıdır?
Tüm tedavilerin temeli, çatlamış ve kurumuş olan o tuğla duvarı dışarıdan suni bir harçla sıvamaktır. Dünyanın en pahalı ilaçları bile, doğru ve tavizsiz bir günlük cilt bakımı rutini olmadan kalıcı bir başarı sağlayamaz. Günlük bakımın kalbi ise banyo ve hemen ardından gelen nemlendirme işlemidir.
Toplumda çok yaygın olan bir efsane, egzomalı çocukların sık yıkanmaması gerektiği yönündedir. Oysa doğru teknikle yapılan banyolar, ciltteki ter, kir, alerjen ve zararlı bakteri yükünü temizleyerek hastalığa inanılmaz derecede iyi gelir. Ancak banyoyu bir şifaya dönüştüren şey kurallara harfiyen uymaktır. Suyun sıcaklığı asla cildi kızartacak kadar yüksek olmamalıdır; sıcak su derideki son kalan doğal yağları da söküp atarak kuruluğu feci boyutlara taşır. Klasik, köpüren, kokulu sabunlar ve duş jelleri cilt bariyerinin bir numaralı düşmanıdır. Bunların yerine cildin doğal pH yapısını bozmayan, sentetik temizleyiciler kullanılmalıdır. Ayrıca cildi ovarak temizlemek, lif veya kese kullanmak kesinlikle yasaktır; suyun cilde nazikçe temas etmesi yeterlidir.
Banyoyu faydalı kılan altın kurallar şunlardır:
- Ilık su
- Kısa süre
- Sabunsuz temizleyici
- Lifsiz yıkama
- Hafif kurulama
- Hızlı nemlendirme
Banyodan çıkıldığında en kritik an başlar. Çocuğun cildi havluyla asla sertçe sürtülerek kurulanmamalı, havlu sadece cilde hafifçe dokundurularak fazla su alınmalıdır. Cilt henüz tam kurumamışken, hafif nemliyken, ilk üç dakika içerisinde tepeden tırnağa çok bol miktarda nemlendirici sürülmelidir. Bu işlem banyodan alınan suyun buharlaşıp kaçmasını engeller ve suyu cildin içine hapseder. Losyonlar yapı itibariyle su bazlı oldukları için uçucudurlar; bu nedenle daha koyu kıvamlı, yağ bazlı pomad veya merhemler bariyer oluşturmada çok daha başarılıdır.
Egzama ataklarında kullanılan kortizonlu kremler ve topikal tedaviler güvenli midir?
Ne kadar kusursuz bir nemlendirme rutini uygularsanız uygulayın, hastalık doğası gereği zaman zaman alevlenmeler, yani yangılar yaratacaktır. Cildin kıpkırmızı olduğu, kabardığı ve çocuğun kaşıntıdan çıldırdığı bu yangı dönemlerinde, sadece nemlendirici sürmek yangına su bardağıyla müdahale etmek gibidir. Cilt altındaki bu şiddetli yangıyı hızla söndürmek için medikal kremlere ihtiyaç duyulur.
Bu aşamada başvurulan ilk ve en etkili silah, kortizon içeren topikal kremlerdir. Ne yazık ki kulaktan dolma eksik bilgiler nedeniyle birçok ailede ciddi bir kortizon korkusu bulunmaktadır. Aileler bu kremleri kullanmaktan çekindikleri için çocuklarının günlerce acı çekmesine seyirci kalabilmektedir. Oysa uzman bir hekimin belirlediği güce sahip bir kortizonlu krem, sadece kızarık olan lezyonların üzerine, ince bir tabaka halinde ve kısa süreli (örneğin bir hafta boyunca) sürüldüğünde son derece güvenli, yan etkisiz ve hayat kurtarıcı bir tedavidir. Önemli olan bu kremleri doktor kontrolü dışında aylarca, kesintisiz ve tüm vücuda boca ederek kullanmamaktır. Hastalık yatıştığında kortizon bırakılır ve tekrar yoğun nemlendirici rejimine dönülür.
Derinin çok ince olduğu, emilimin yüksek olduğu yüz, göz kapakları, boyun ve koltuk altı gibi bölgelerde ise kortizon içermeyen, deride incelme yapmayan ancak bağışıklık sistemini bölgesel olarak sakinleştiren farklı özellikteki akıllı kremler güvenle tercih edilerek tedavi kesintisiz sürdürülebilir.
Şiddetli egzama vakalarında uygulanan ileri düzey tedaviler nelerdir?
Çoğu çocuk standart kremler ve nemlendiricilerle rahatlarken, küçük ama zorlu bir hasta grubunda hastalık çok inatçı seyreder. Vücudun neredeyse tamamı yaralar içindedir, çocuk geceleri kaşınmaktan uyuyamaz hale gelir ve büyüme gelişmesi bile bu stresten olumsuz etkilenebilir. Böyle durumlarda, klasik yaklaşımların ötesine geçilerek daha kapsamlı, hastane destekli ileri düzey protokoller devreye sokulur.
Kremlerle kontrol altına alınamayan durumlarda “ıslak sargı” adı verilen çok özel ve anında rahatlatıcı bir teknik uygulanır. Çocuğa banyo yaptırılıp bolca ilaç ve nemlendirici sürüldükten sonra, ılık suyla ıslatılmış ve sıkılmış pamuklu bir kumaş çocuğun tüm vücuduna giydirilir. Bu ıslak katmanın üzerine de tamamen kuru ikinci bir kıyafet giydirilir. Bu yöntem sürülen ilacın etkinliğini yüz katına kadar çıkarır, suyu cildin derinliklerine zorla hapseder ve yarattığı serinlik hissiyle kaşıntı sinirlerini dakikalar içinde felç ederek çocuğa rahat bir uyku sağlar. Bir diğer yöntem ise hastanede uygulanan ışık tedavisidir; güneşin iyileştirici belirli frekansları kullanılarak cilt altındaki asi bağışıklık hücreleri sakinleştirilir.
Bu yöntemlerin de yetersiz kaldığı en ağır tablolarda ise ağızdan şurup veya hap şeklinde alınan, tüm bağışıklık sistemini baskılayan güçlü ilaçlar kullanılır. Ancak günümüz modern tıbbının bu konudaki en büyük devrimi biyolojik ilaçlardır. Eski tip ilaçlar vücudun tüm savunma sistemini bir balyoz gibi ezerken, yeni nesil biyolojik iğneler sadece egzama reaksiyonunu başlatan hatalı proteinleri bularak onları bir keskin nişancı edasıyla etkisiz hale getirir. Çocuğun diğer mikroplara karşı olan normal savunması hiç zarar görmeden, sadece alerjik reaksiyon kapatılmış olur. Bu tedaviler, en ağır çocukların bile normal, kaşıntısız bir hayat sürmesine olanak tanıyan bir mucize niteliğindedir.
Ev ortamında egzama tetikleyicilerinden korunmak için neler yapılmalıdır?
Doktorunuz dünyanın en iyi ilaçlarını yazsa bile, eğer evinizdeki yaşam tarzı sürekli olarak cildi tahriş ediyorsa tedavi bir adım ileri, iki adım geri gidecektir. Bu nedenle evin içi, çocuğun cildini rahatlatacak bir güvenli bölgeye dönüştürülmelidir. Cilde doğrudan temas eden eşyalar, tekstil ürünleri ve ortamın havası yeniden düzenlenmelidir.
Giyim konusunda son derece seçici olunmalıdır. Kalın yünlü kazaklar, tüylü dokular, sentetik ve naylon karışımlı kumaşlar zayıf cilt bariyerini zımpara gibi çizerek tahriş eder ve mikro yaralar açar. Bu tür kıyafetler dolaptan tamamen çıkarılmalıdır. Yeni alınan her giysi, üzerindeki boya ve üretim aşamasında kullanılan formaldehit gibi zararlı kimyasallardan arındırılmak için mutlaka yıkanmadan giydirilmemelidir. Giysilerin iç kısımlarında bulunan, cilde sürtünerek kaşındıran tüm etiketler dipten kesilmelidir.
Tercih edilmesi gereken uygun giysi özellikleri şunlardır:
- Pamuklu kumaş
- İpek kumaş
- Dikişsiz tasarım
- Açık renk
- Etiketsiz yaka
Çamaşırların yıkanma şekli de ayrı bir özen gerektirir. Çamaşırlar kokusuz, renksiz sıvı sabunlarla veya hipoalerjenik deterjanlarla yıkanmalı ve makinede kesinlikle ikinci bir durulama işleminden geçirilmelidir. Dokulara tutunan ve uzun süre güzel kokması için tasarlanan kimyasal yumuşatıcılar kesinlikle kullanılmamalıdır. Evin ısısı her zaman serin tutulmalı, kışın bile oda sıcaklığı 20-22 dereceyi geçmemelidir; çünkü terlemek kaşıntı krizlerini anında tetikleyen en büyük düşmanlardan biridir. Beslenme konusunda ise yapılan en büyük hata, kanıtlanmış hiçbir alerji testi olmadan çocuğun diyetinden sütü, yumurtayı, eti rastgele kesmektir. Gereksiz yapılan kısıtlamalar hastalığı iyileştirmediği gibi çocuğun büyümesini durdurur. Diyet kısıtlamaları sadece ve sadece hekimin kesin tespitiyle yapılmalıdır.
Egzamalı ciltlerde artan enfeksiyon riski nasıl yönetilir?
Sağlıklı insanların derisi, dışarıdan gelen mikropların yaşayamayacağı kadar hafif asidik bir yapıya sahiptir. Ancak egzomalı ciltlerde durum felakete hazırdır: Cilt bariyeri kırılmış, sürekli kaşımaya bağlı açık tırmalama yaraları oluşmuş ve derinin asidik koruyucu örtüsü kaybolmuştur. Bu ortam, fırsatçı bakteriler ve virüsler için inanılmaz derecede cazip, besleyici ve çoğalmaya müsait bir tatil köyü gibidir.
Özellikle hastanelerde sık duyduğumuz bir bakteri türü olan stafilokoklar, egzomalı çocukların açık yaralarına hızla yerleşir. Bu bakteriler orada sadece yaşamakla kalmaz, aynı zamanda toksinler salgılayarak bağışıklık sistemini daha çok çıldırtır ve hastalığın tedavisini imkansız hale getirir. Ciltteki kızarıklıkların üzerinde bal rengi sarı kabukların oluşması, yaraların sızıntı yapmaya başlaması bu bakterilerin işgalini gösterir ve acilen antibiyotikli tedaviler gerektirir. Çok daha tehlikeli olanı ise uçuk virüsünün bu açık yaralardan girerek tüm vücuda yayılmasıdır. Bu durum ağrılı, içi su dolu krater benzeri yaralarla seyreden, ateş yapan ve hastaneye yatış gerektirebilecek kadar ciddi bir enfeksiyon tablosudur.
Acil müdahale gerektiren enfeksiyon belirtileri şunlardır:
- Sarı kabuklanma
- Sızıntılı yaralar
- Ateş
- Sıcaklık artışı
- Kötü koku
- Ağrılı kabarcıklar
Sık sık bu enfeksiyonları yaşayan çocuklarda, bakterileri vücuttan nazikçe temizlemek için “çamaşır suyu banyosu” adı verilen bir yöntem önerilir. İsmi ürkütücü olsa da çok büyük bir küvet dolusu suya sadece yarım çay bardağı katkısız çamaşır suyu eklenerek hazırlanan bu banyo, aslında çocukların yazın girdiği klorlu havuz suyundan farksızdır. Haftada iki kez uygulanan bu seyreltik klor banyosu, ciltteki kötü bakterileri öldürerek enfeksiyon riskini sıfıra yaklaştırır ve egzamanın yatışmasını muazzam bir şekilde hızlandırır.
Uzun vadeli egzama takibinde multidisipliner doktor yaklaşımı neden önemlidir?
Çocukluk çağında başlayan bu rahatsızlık, eczaneden bir krem alınıp sürüldüğünde iki günde tamamen silinip gidecek basit bir soğuk algınlığı değildir. Bazen aylarca, bazen yıllarca süren, inişleri ve çıkışları olan aileyi yoran, çocuğun uykusuz kalmasına neden olan bir maratondur. Bu denli karmaşık bir sürecin yönetimi, sadece ciltteki kızarıklığa odaklanan dar bir bakış açısıyla başarıya ulaşamaz.
Bu noktada tedaviyi üstlenen uzmanın vizyonu çok kritiktir. Uzman; hastalığın genetik altyapısını anlayan, bağışıklık sisteminin çalışma prensiplerini bilen, cildin bariyer fizyolojisine hakim olan ve çevresel alerjen dedektifliği yapabilen bir orkestra şefi olmalıdır. Çocuğu bütüncül bir yaklaşımla ele alarak, sadece bugünkü kaşıntısını değil ileride gelişebilecek muhtemel bir astımı veya gıda alerjisini de bugünden öngörebilmelidir. Aileye hastalığın doğasını usanmadan anlatmak, doğru kıyafet seçiminden banyo suyunun sıcaklığına kadar evdeki tüm yaşam pratiğini düzenlemek tedavinin en az ilaçlar kadar önemli bir parçasıdır.
Sıkça sorulan sorular
Çocuklarda atopik dermatit; ciltte kuruluk, yoğun kaşıntı, kızarıklık ve döküntü ile ortaya çıkar. Bebeklerde yanaklar ve saçlı deri, daha büyük çocuklarda ise dirsek ve diz içleri sık etkilenen bölgelerdir.
Genetik yatkınlık, cilt bariyerinin zayıflaması, bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi ve çevresel alerjenler atopik dermatit gelişiminde rol oynayabilir. Ailede alerjik hastalık öyküsü riski artırabilir.
Tanı çoğunlukla dermatolojik muayene ve hastalık öyküsüyle konulur. Alerji şüphesi bulunan çocuklarda deri prik testi veya spesifik IgE testleri gibi ek incelemeler gerekli görüldüğünde uygulanabilir.
Tedavide düzenli nemlendirici kullanımı temel yaklaşımdır. Alevlenme dönemlerinde doktor önerisiyle kortizonlu kremler, kalsinörin inhibitörleri veya diğer tedaviler uygulanabilir. Tetikleyicilerden kaçınmak da önemlidir.
Sabunlar, deterjanlar, yünlü kıyafetler, terleme, stres, kuru hava ve bazı alerjenler egzama belirtilerini artırabilir. Tetikleyici faktörlerin belirlenmesi ve mümkün olduğunca uzak durulması önerilir.
Birçok çocukta egzama belirtileri yaş ilerledikçe hafifleyebilir veya tamamen düzelebilir. Ancak bazı çocuklarda hastalık erişkin döneme kadar devam edebilir. Düzenli cilt bakımı belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar.
Kontrol altına alınmayan egzama yoğun kaşıntıya, uyku bozukluğuna, cilt enfeksiyonlarına ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olabilir. Sürekli kaşıma ciltte kalınlaşma ve tahrişe de yol açabilir.
Ilık suyla kısa banyo yapılmalı, parfümsüz temizleyiciler tercih edilmeli ve banyo sonrası nemlendirici düzenli uygulanmalıdır. Cildi tahriş eden ürünlerden kaçınmak cilt bariyerinin korunmasına yardımcı olur.
Bazı çocuklarda besin alerjisi egzama belirtilerini etkileyebilir. Ancak her egzama besin alerjisinden kaynaklanmaz. Gereksiz diyetlerden kaçınılmalı, besin kısıtlamaları yalnızca uzman değerlendirmesiyle yapılmalıdır.
Döküntüler yaygınsa, şiddetli kaşıntı varsa, enfeksiyon belirtileri gelişmişse veya uygulanan tedaviye rağmen düzelme sağlanmıyorsa çocuk alerji ya da dermatoloji uzmanına başvurulması önerilir.

Çocuk Alerji ve İmmünoloji, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Doç. Dr. Belgin Usta Güç, 1996 yılında 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2000 yılında çocuk hekimi olarak göreve başladı ve 2005 yılında Ankara Dr Sami Ulus Çocuk Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlığını aldı. 2005-2008 yılları arasında Adana Başkent Üniversitesi Uygulama Hastanesinde Genel Pediatrist olarak çalıştı. 2008-2011 yılları arasında yan dal eğitimi aldı. 2011 yılında Çocuk Alerji ve Immunoloji yan dal uzmanlığını aldı. 2011-2013 yılları arasında Konya Meram Eğitim Araştırma Hastanesinde mecburi hizmetimi yaptı. 2013-2023 tarihleri arasında önce Adana Çocuk Hastanesinde ardından Adana Şehir Hastanesinde görev yaptı. 2018 yılında Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi tarafından verilen Avrupa denklik diploması almıştır. 2023 yılında doçent olmuştur. Evli ve 1 çocuk annesidir. Doç. Dr. Belgin Usta Güç kendi özel muayenehanesinde görev yapmaktadır.
